Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’ndan Leyla Süren’le Söyleşi

Mahan Doğrusöz: Söyleşimize femicide kavramıyla başlamak istiyorum. Femicide kavramı Türkiye’de çok bilinen ve kullanılan bir kavram değil. Femicide kavramını siz nasıl tanımlıyorsunuz?

Leyla Süren: Birleşmiş Milletlerin CEDAW sözleşmesi kadına yönelik şiddeti çok net bir biçimde tanımlamıştır. Daha sonra İstanbul sözleşmesinde de bu tanımlama yapıldı.  İstanbul Sözleşmesi 2011 de imzalanan bir sözleşmedir.  İlk imzaya açıldığı yer İstanbul olduğu için İstanbul sözleşmesi diyoruz ama tam adı “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”. Orada da kadına yönelik şiddet ayrıntılı şekilde tanımlanmıştır. Kadına, sadece kadın olmasından dolayı uygulanan şiddete kadına yönelik şiddet diyoruz. Ben FEMİCİDE kavramını kadına yönelik şiddetin bireysel boyuttan…

devamı...

Pakize Türkoğlu’yla Köy Enstitülerine Dair!

Mahan Doğrusöz: Pakize Hanım, siz bir köyde doğdunuz ve Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’nde okudunuz. Size Cumhuriyet çocuğu olmanın nasıl bir duygu olduğunu sormak istiyorum. Cumhuriyet’in ilk yıllarında çocuk olmak nasıl bir deneyimdi?

Pakize Türkoğlu: Savaştan yeni çıkmış bir Türkiye düşünün. Daha bayındırlaşmamış, yani yollar yeni yapılmaya başlanmış, teknoloji yok. Kırk bin köyün beş bininde okul vardı sadece. Bizim köyde okul yoktu örneğin ama okumanın bir yenilik olduğunu herkes biliyordu. O dönemde millet mektepleri, halk evleri açılmaya başlandı. Millet mekteplerinde eski yazı bilenlere yeni yazı öğretiliyordu. Bu arada hiç yazı bilmeyenlerde yeni yazıyı öğreniyordu. O kadar kolay ki yeni yazı! Köy enstitüsü okullarının açılmasının amacı kırk bin köyün hepsine okul götürmekti. Bütün bunlar bir çağdaşlaşma sürecinin başlangıcı.…

devamı...

Türk Toplumunda Kadına, Erkeğe, Şiddet Sarmalı ve Sadomazoşistik Aşka dair

Psikoanalist Yavuz Erten’le Söyleşi

Mahan Doğrusöz: Türk kültüründeki sadomazoşistik aşk anlayışının kökenlerini analitik olarak nasıl yorumluyorsunuz? Ve acıdan haz alma eğilimi Türk kültüründe neden halen bu kadar güçlü?

Yavuz Erten:  Nesne ilişkileri düzeyinde saldırgan bir ilişki kipi söz konusu. Bu ilişki kipinde mağdur ve mağdur eden, zalim ve mazlum var. Bu ilişki kipinin pek çok tarihsel travmaya dayalı olarak var olduğunu düşünüyorum. Yani her etkileşimde, işçi-işveren etkileşiminde, arkadaşlık ilişkilerinde, anne çocuk ilişkisinde, hatta trafikteki en ufak bir karşılaşmada da var. Her karşılaşmada sürekli olarak bir şekilde bu ortaya çıkıyor. Trafikte saniyelik bir karşılaşmada dahi nasıl o kadar saldırgan bir yük olabilir diye düşünüyor insan. Bu şiddet çoğunlukla içselleştirilmiş ve bir türlü “metabolize” edilemeyen travmalara dayalı. Yani şiddet sahnesi tekrar tekrar…

devamı...

Muazzez İlmiye Çığ’dan Atatürk’ü Dinlemek!

Mahan Doğrusöz: Muazzez Hanım, sizin ağzınızdan Atatürk’ün devrimci kişiliğini ve Cumhuriyet’in öncü kuşaklarının vizyonunu dinlemek istiyorum. Atatürk’ün bugünün Türkiye’siyle ilgili nasıl bir vizyonu vardı?

Muazzez İlmiye Çığ: O zamanki toplumun hiçbir şeyden haberi yoktu. Yazıdan haberi yok, okumadan haberi yok, hiçbir şeyden haberi yok, öyle bir toplum. İkinci Meşrutiyet’ten sonra başladı ilkokullar açılmaya. İlkokullar, öğretmen okulları açıldı, kız öğretmen okulları, liseler açıldı ama çok az sayıdaydılar. Mesela İstanbul’da bir İstanbul Lisesi, Bursa’da bir Bursa Lisesi var sadece. Ama bunlar kafi değildi, buralarda okuyanların eğitimlerini ilerletebilmesi için yüksekokullar lazım ama yüksekokul yoktu. Bir Darülfünun vardı İstanbul’da, o da çağdaş bir üniversite ayarında değildi. Sanat üzerine bir okul yoktu. Müzik yasaktı,…

devamı...

Siyasi İslam, Şeriat, İran Örneği ve Türkiye’nin Öğrenebilecekleri Üzerine!

İran’da Kadınlara Yönelik Ayrımcılığa Karşı Equal Rights Now Örgütü’nden Sohalia Sharifi ile Röportaj

Mahan Doğrusöz: Röportajıma, İslam devriminden sonra İran’da kadınların değişen koşullarıyla başlamak istiyorum. 1979 İslam devrimi kadınların statüsünü nasıl değiştirdi?

Sohalia Sharifi: Sorunuza yanıt vermeden önce, “İslam devrimi” dediğiniz şeye dair bir düzeltme yapmak isterim. Bu, bence, İran’daki 1979 devrimine dair en yaygın yanlış anlamalardan birisi. Devrimi başlatan İran halkı hiçbir suretle bir İslam devrimi yapmayacaktı. O devrimin bütün talepleri, sloganları ve şiarları, insanların daha iyi ve özgür bir yaşam için sokağa döküldüklerini göstermektedir. “Yiyecek, Barınma ve Özgürlük” istiyorlardı. Daha iyi bir yaşam isteyenleri vahşice ezen ve devrimi kanla lekeleyen, siyasi İslam adında gerici ve çağdışı bir hareketin bizim devrimimizi gasp etmiş olması onu bir İslam devrimi yapmaz.

Sorunuza geri dönersek, İslamcılar devrimi…

devamı...